Eşcinsellik Benim Neyim Oluyor?
İlginç bir konudur bu. Toplum bir azınlığı, onu azınlık yapan özelliği üzerinden dışladığında, aslında zorunlu olarak kimlikler doğar. Dışlamak yoluyla, aslında çoğunluk “ben ne değilim”i tarif etmektedir. Öte yandan, azınlığa da “seni tanımlayan şey bu özelliğindir” demektedir. Azınlık ise yaşadığı dışlanma ve benzeri şeylerle başa çıkma çabası içinde, çoğunluğun kendisine dikte ettiği bu tarifi benimsemiş bulur kendini. Böylece azınlığın en önemli özelliği, onu azınlık yapan şey oluverir. Örneğin alevi bireyin en önemli özelliği alevi olması, zenci kişinin en önemli özelliği zenci olması, eşcinselin en önemli özelliği eşcinsel olması olur.

(Oysa hepimiz aynı gökyüzünü, aynı toprağı, aynı havayı paylaşan insanlarız..)
Eşcinsellik üzerinden gidecek olursak, toplum eşcinsellikle dalga geçerek, onu dışlayarak, ona şiddet uygulayarak, aslında öncelikle kendi sınırlarını tarif etmiş oluyor. Eşcinsellikle dalga geçen kişi, “ben böyle değilim”i de ifade etmiş oluyor. Peki eşcinsel ne yapıyor? Öncelikle eşcinselliğini kabul etme ve tüm şiddete tek başına karşı koyup saygın bir insan olduğu inancını içine yerleştirmek aşamalarından geçiyor. Sadece bunlar bile bazı insanlar için yıllar alan süreçler olabiliyor. Ama hikaye burada bitmiyor. Dışlama ve baskı sürekli olduğu için, eşcinseller olarak topluma karşı verdiğimiz savaş da sürekli oluyor. Sonuç olarak, sürekli gündemimizde eşcinsellik, yani cinselliğimiz oluyor. İşin en kötüsü, çoğunlukla, bizi tanımlayan en önemli şeyin eşcinsellik olması noktasına geliyoruz. Çevremiz, beğenilerimiz, dinlediğimiz müzik, inançlarımız bile eşcinselliğimiz üzerinden şekillenebiliyor.
Oysa hepimiz aynı gökyüzünü, aynı toprağı, aynı havayı paylaşan insanlarız sadece… Eşcinsel olmam benim hayatımın en önemli konusu olmak zorunda değil. Yaşam tarzım eşcinsel olmamla şekillenmek zorunda da değil. Eşcinsel olmam dünyanın geri kalanından ayrılmamı ve başka konularla ilgilenmememi gerektirmiyor. Bunları erken bir yaşta görebildiğim için kendimi şanslı sayıyorum. Artık karşıcinsel-eşcinsel ayrımının önemini, beni bir yere konumlandırmasını kabul etmiyorum.
Zaten gökkuşağı bayrağının anlamı da bu: hayatta siyah ve beyaz yok, binbir türlü renk var. Toplum bir şekilde bu renkleri ortasından bir yerinden ikiye böler. Maruz kaldığımız ayrımcılıklara ve şiddete karşı mücadele etmenin yanında, bu siyah-beyazlaştırmanın ve yaşamımızı buna göre şekillendirme dayatmasının da farkında olmalı ve buna izin vermemeliyiz.